Japonlara Türkiye’yi Sordum - İşte Japon Köylerinde 1 Günüm

Japonlara Türkiye’yi Sordum - İşte Japon Köylerinde 1 Günüm47:27

Japonlara Türkiye’yi Sordum - İşte Japon Köylerinde 1 Günüm Videosu İçin İndirme Bilgileri ve Detaylar

Yükleyen:

Birhayalinpeşinde

Yayınlanma Tarihi:

23.11.2025

Görüntülenme:

1.8K

Açıklama:

Japonya’nın kırsalına gitmek üzere Hokkaido adasındaki Otaru kasabasına gittim ve Japonya’nın kırsal hayatındaki yaşamı görmek için bir gün boyunca dolaştım. Japonlara Türkiye’yi ne kadar bildiklerini sorup, 24 saat boyunca bu küçük kasabada dolaştım. İyi seyirler. 00:00 Japonya’nın en kuzeyindeki bu adalarda neler göreceğiz 01:28 Japonya’nın Otaru kasabasından merhaba 04:00 Japonya’da bu bölgelere nasıl gelinir 05:00 Devasa bir balık pazarını geziyoruz 08:00 Japonya’daki köylerin pazarları ve sokakları 11:00 Benidegezdirin ile siz de dünyayı gezebilirsiniz 14:00 Dükkanlar, marketler ve restoranlar 17:00 Dondurmaları deneyimliyorum 21:00 Güzel bir kafe 23:00 Dünyanın en büyük müzik kutusu müzesi 26:00 Köyü geziyoruz 29:00 Japonların kordonları ve limanları 32:00 Rastgele bulduğumuz bir suşi restoranı 34:00 Japonların metroları ve iş çıkışı yoğunluğu 40:00 Akşam yemeği yediğimiz bir mangal restoranı 42:00 Japonya gezi planı nasıl yapılır 45:06 Bir sonraki gezi videomda görüşmek üzere

Video Transkripsiyonu

transcription.speaker 1

Japonya'da hep böyle gökdelenler, plazalar, işte uçan arabalar hayal ediyor değil mi?

Aslında Japonya küçük bir köy.

Good relationship.

Bak şu soldaki kıza bakın köşede.

Ayakta uyuyor.

Japonya'da yediğim en kötü şeylerden biri olabilir.

Japonya'da bildiğiniz hani dibinin dibini görüyoruz artık.

Evler bile eski değil.

Şu ana kadar çok beğendim.

Dünyanın en pahalı kavununu yiyorum.

Bunu ağaç sandım.

Ha tarhana ha miso çorbası.

Aynı işte.

Çok güzel binalar var.

İlerleyemiyoruz resmen fotoğraf çekmekten.

Peri Masalı'nın içindeymişsiniz gibi set yapmışlar.

Köyü çok iyi korumuşlar.

Ne yaptıklarını anlayamıyorsunuz.

Başka bir gezegende yaşayan insanlar çünkü.

Japonya'dan ayrılırken en çok bunu özleyeceğim.

O kadar büyük ki bakar mısınız arkadaşlar?

Son yıllarda yediğim en kötü şeydi.

İşte huzurlarınızda Japonya'da bir iş çıkışı saati.

Hadi bakalım başlıyoruz.

transcription.speaker 3

İyi seyirler, bana da harika bir Japonya gezisi olsun.

transcription.speaker 1

Hanımlar beyler, ben Deniz Pehlivan.

Dünya turumun Japonya ayağına hoş geldiniz.

Nasılsınız?

Umarım her şey yolundadır.

Ben şu an çok mutluyum.

Çok keyifli bir yolculuğa çıktım çünkü.

Şu anda Japonya'nın kuzeyinde ülkenin en büyük ikinci adası Hokkaido'nun başkenti Sapporo'dan yolculuğa çıktım ve ülkenin kuzeybatısındaki Otaru adındaki bir kente geldim.

Kasaba, kent ne dersiniz?

100 bin kişi falan yaşıyor burada.

Burası eski bir madenlerin taşında.

Denecilik limanı aynı zamanda da balıkçılık kenti.

Bugün...

Birazcık böyle küçük bir yerini size göstermek istiyorum.

Normalde Sapporo'nun etrafında başka yerlere de gidebilirdim ama çoğu yere gitmek birazcık meşakkatli ve buraya çok hızlı bir tren olduğu için gelmesi daha kolaydı.

Yaklaşık 40 dakikada Sapporo'dan trene atlayıp buraya geldim ve bugün burayı gezeceğim hem de sizlere anlatmayı planlıyorum.

Amacım akşama kadar burada yiyeceğiz, içeceğiz, dolaşacağız.

Japonya'daki küçük bir kasabada, kentte nasıl yaşıyorlar onu size anlatmak istiyorum.

O yüzden dünya turunda beni günün hangi saatinde izliyorsanız öncelikle iyi seyirleriniz olsun.

Ama biliyorsunuz ki algoritma için beni desteklemek isterseniz videoyu beğenip güzel yorumlarınızı yazarsanız sevinirim.

Deniz Japonya ne güzelmiş, bize de rehber olduğun için teşekkürler.

Ekranlarımızın başında keyifle izliyoruz gibi yorumlarınızı beklerim.

Bu şekilde bizi desteklemiş olursunuz.

Özellikle telefondan ve tabletten yapın.

Televizyondan çok zor olur.

Videonuz bölünmesin.

Kahvaltıda istiyorsanız afiyet olsun.

Akşam çaylar çekirdekler hazırsa iyi seyirler.

Bana da harika bir Japonya gezisi olsun.

Başlıyoruz.

Gezimiz Aura Sebulon su arıtma cihazlarının desteğiyle başlıyor.

Evet efendim şimdi neredeyiz terminale geldik.

Çok rahat bir şekilde JR trenleriyle burada inebildik ve öncelikle söylemem gereken bir şey var.

Japonya'da JR yani Japan Railways hatları şeyler arası tren yolculuğu için kullanılan bir isim.

Aynı zamanda kentlerin içerisinde özel şirketlerin işletleri Tokyo'da çoktu mesela.

Yerel metro şirketleri de oluyor.

Bu JR'larla da işte ülkenin başından sonuna her yeri gezebiliyorsun.

Önceki bölümlerde size anlatmıştım.

Baştan sona izleyin.

Açıklamaya da bağlantısını bırakacağım.

Japonya'yı baştan sona nasıl gezeriz, nasıl plan yaparız, şinkansen trenlerine nasıl binersiniz, kaç para harcarsınız hepsini anlattım.

Muhtemelen zaten bu Japonya'dan son bölümüm olacak.

Kim bilir siz bir sonraki bölümde beni hangi tada izleyeceksiniz.

Şuradan indik şimdi amacımız şöyle merkezden geze geze dolaşa dolaşa balık pazarları, çarşılar burası bir seramik kent aynı zamanda onları görmek, tecrübe etmek.

Hadi bakalım başlıyoruz.

Güzel de bir gün olursa şöyle ışıklı tadından yenmeyecek bugün.

Kayıdo adasının kuzeyinde istersem Kano'ya binsem Rusya'ya geçebiliyorum.

Ve burası aynı zamanda çok büyük bir ada olduğu için etrafı da tamamen okyanusla çevrili olduğu için çok büyük bir denizcilik üretimi var.

Balıkçılık yapıyorlar.

Arkamda da onlardan birkaç tane pazarları, dükkanları var.

Gezeceğiz, göreceğiz.

İlginç olan da şey şu.

Bunu önceki videomda da söylemiştim.

Düşünsenize buranın kuzeyinde Rusya'nın sınırı var ya.

Şu ana kadar en çok bağıran Japonlar bu arada.

Asla bu kadar duyamazsınız.

Çinli değil bunlar Japonda.

Artık anladık.

Günlerdir buradayız.

Düşünsenize Rusya'yı ya.

Sınırı nerede?

Bir yanı Japonya, diğer yanı Finlandiya.

Buraya kadar gelmiş.

İlginç bir konumdayız aslında.

Buradaki pazarı da gezip size ilginç canlıları da göstermek istiyorum.

Bazılarını da tadabiliriz.

Hadi.

Burası hemen istasyonun karşısındaki bir pazar.

Hatırlıyor musunuz?

Önceki bölümde size demiştim.

Ülkenin en iyi kavunları burada üretiliyor.

Hokkaido kavunu bunlar.

Ve yaklaşık olarak şu küçücük kavunlar 40 dolara geliyor.

6000 yen neredeyse.

5500.

Ve pazarlarda bizdeki gibi deniz mahsulü, kurutulmuş balıklar, meyveler hepsini satıyorlar.

Bak şurada canlı balıklar var.

King Crapler.

Canlı canlı.

Şuraya bak.

Yüzüne bak.

O kadar büyük ki.

Bakar mısınız arkadaşlar?

Bildiğin bir Hollywood filminin içindeki karaktere benziyor aynı zamanda.

Şu var ya 1000 dolar falandır yaklaşık olarak.

Burada da dondurulmuş balıklar satıyorlar.

Yengeçler var.

Yine o king crab'lerin şöyle kolları var bacakları.

Mesela şunun 1 kiloymuş yaklaşık fiyatı 11.000 yen.

70 dolar falan.

Onu Avrupa'da ya da Amerika'da yeseniz hatta Türkiye'de bile servet değerindedir.

Bunun bir tane restoranını size anlatmıştım.

Önceki bölümde izleyin.

Orada uzun uzun tadarak tecrübemi söylemiştim.

Aaa elinde taşıyor.

Baksana yaşıyor canlı onlar.

Bak hareket ettiler.

Hareket ediyor işte bak gidiyorlar.

İlginç.

Bilmiyorum yer misiniz yeme misiniz yazın yorumlara.

Bunun hastaları şu an ama biliyorum ekrana ekmek banıyorlar.

Şurası da bir restorana benziyor.

Şöyle fotoğraflarını koymuşlar.

Balıklar, somonlar, işte karidesler.

2000 yen'e falan yiyebiliyorsun.

15 dolar falan.

Böyle yerel bir yer.

Bak o kadar zamandır Japonya'dayım.

Şu ana kadar gördüğümüz en zengin deniz restoranları ve tezgahlarının olduğu yer burası.

Zaten bunu da diyorlardı.

En çok üretimin yapıldığı yer bu ada zaten.

O yüzden birazcık tam yerine geldik diyebilirim.

Bak bu da farklı bir tür yengeç.

Diğeri kadar büyük değil.

Ama bunlar da tabii iri ama o king crab'ler falan canavar gibi.

Gidelim bakalım şöyle aşağı doğru.

Rusya'dan geliyormuş bunlar.

Merhaba.

Merhaba.

Merhaba.

Merhaba.

Merhaba.

Merhaba.

Bak şu ana kadar en net çekim yaptığım insanlardan biriydi.

O kadar tatlılar, o kadar sıcakkanlılar ki o enerjileri size geçiyor.

Tabii buralara doğru geldikçe o Tokyo'dan sonra daha sıcakkanlıklarını hissediyorsunuz.

Japonları sevmemeniz, Japon kültüründen etkilenmemeniz, bu insanların saygısına hayran olmamanız imkansız.

Sırf bunları görmek için bile hayatınızda bir kere Japonya'yı görün.

Harika bir hava var ya.

Şu an tam bahar havası Japonya'da.

Kuzeye geldik.

Caba biraz soğudu.

Akşamları falan serin oluyor.

İnsanlar daha çok mont giyiyor.

Tokyo'da falan biz tişörtle rahat gezebiliyorduk.

Ama yine de çok güzel.

Duyduğunuz ses de Japonya'nın her yerinde görebileceğiniz yaya geçidi sesi.

Bir kuşları.

Görme engellileri için bu ses daha çok kullanılıyormuş.

Işıkları hissedebilsinler diye.

Bir tane esmer tenli güneşte yanmış Japon göremezsiniz.

Bunun da en büyük kanıtı buyrun Japonya'nın gerçek tarafı bu.

Güneşte bile şemsiyeyle gezerler.

Yanmayı hissedemezler.

Yanmayı hem zararlı bulurlar

Hem de güzel görünmediğini düşünürler.

O yüzden özellikle birçok kadın yazın güneş gördükleri an böyle şemsiyeyle geziyorlar.

Her yerde gördük bunu.

Burası çok daha sakin bir yer.

Otaryamu adında bir pazar burası.

Şurada bak kurutulmuş balıklar.

Yosunlar satıyorlar.

Yine bir yanda da meyve var.

Ama burası çok sakin.

Küçücük bir yer.

Yani burası o Sapporo'ya göre çok daha geride, çok daha sakin, çok daha dingin.

Bakın dükkanlar mükkanlar bile bomboş.

Sapporo'da tıklım tıklım.

Tokyo'yu söylemiyorum bile zaten.

Japonya'da bildiğiniz hani dibinin dibini görüyoruz artık.

Kasaba geziyoruz.

Evler bile eskidi.

Yani şu ana kadar bu kadar eski evler

Düzensiz yapılar görmemiştim.

Hep böyle bir düzen, bir simetri vardı.

Burası birazcık daha kırsallaştı dedim ya.

Manzaralar böyle olmaya başladı.

Hatta kaldırımlar falan bile birazcık bozuldu.

Çok sakin.

Burası Sushiciler Sokağı diye geçiyor.

Ortada bir tane kanal var.

Sağlı sollu bir dünya restoranlar görüyorsunuz.

İçeride birçoğu birazcık daha o Japon gizliliğinin arkasında oluyor.

Şurası da bir çiçekçi.

Şu örnek bir restoran.

Fiyatlarını direkt fotoğraflarıyla beraber kapıya koymuşlar.

Belki burada bir sushi yeriz deniz mahsul yeri sonuçta.

Burası körücü yeriymiş.

Pardon yanlış oldu.

İlk defa çekerken körülü bir yer gördüm.

Ama burada istediğiniz sashimi, ebi, nigiri, sushi roll'lar ne ararsanız yapıyorlarmış.

En ünlü yerlerinden birisiymiş.

Mesela bir tane bak suşi daha var burada.

Direkt ne yiyeceğinizi görebiliyorsunuz.

Örnek maketlerini koyuyorlar.

Şöyle bakalım bak şu tabak mesela 2200 yenmiş.

Şu kocaman olanı 5900 yen.

Yani şunu 15 dolara falan yiyorsun yaklaşık olarak.

Ki gayet doyarsın da bununla.

Ve çok çok iyi olacağına eminim.

Şu an aç değiliz kahvaltı yaptık.

Öğleden sonra bir şeyler tırtıklamaya başlarız.

Ama burası bayağı düzen anlamında diğer gittiğimiz yerlerin gerisinde kaldı.

Bunlar da şemsiyeyle geziyor.

Eleman centilmen bak kızın şemsiyesini tutuyor.

Güneş yok ona rağmen.

Şurası da çok ünlü bir caddesi.

Oraya gidip gezeceğiz şimdi.

Burada da yine bu şekilde bisikletle gezdiriyorlar sizi.

Çok yaygın.

Eski Japon geleneklerinden bir tanesi ulaşım için.

Arigatou gozaimasu.

Böyle biniyorsunuz 50 dolar veriyorsunuz.

Biraz pahalı olur.

Hatta büyük yerlerde 100 dolara kadar çıkar.

Sizi böyle şehir turu yaptırıyorlar.

Japonya'nın her yerinde ücretsiz internet kullanmış olabiliriz.

Bakın burada da kent ücretsiz internet hizmeti veriyor.

Yeter ki rahat rahat instagramda orada burada paylaşımlarınızı yapın.

İnternete ulaşın diye.

Ünlü caddesini görüyorsunuz.

Hadi bakalım burayı gezelim.

Şimdi arkamda dünyanın en büyük müzik kutusu müzesi var.

Bu kadar şeyi ben gezip araştırırken böyle uğraşırken sizlere hep söylediğim bir şey vardı.

Biz bunları böyle gezi rehberlerin gezi kartlarını sizin için beni de gezdirince yaptık.

Bir kahve parası yaklaşık olarak şu anda yayına aldık.

Yüz binlerce insan kullanıyor.

O yüzden beni de gezdiğinde Phuket'inden, Bali'sinden, Roma'sından, Budapest'e, Londra, Prague gibi birçok yeri ilmik ilmik Sezer'le beraber işledik.

Videolarını çektik, gezi rehberlerini hazırladık, yeme içmesinden, gezilecek yerinden, konaklamasından.

Bizim böyle gezdiğimiz şekilde gezebilin diye kart

uygulama olarak da indirebiliyorsunuz web sitemizde de kullanabiliyorsunuz açıklamaya bırakırım oradan bakarsınız beni de gezdirin de şu an binlerce insan kullandı ve neredeyse hiç kötü yorum almadık herkese teşekkür ederiz bu işi çok seviyoruz sevdiğimizi zaten anlıyorsunuz artık yani yüzümüzdeki mutluluktan bile belli ama böyle bir girişimde bulunduk sizlerin de desteklerinizi beklerim

Eğer dünyayı gezerken biz rahat rahat gidelim bir yere orayı nasıl gezeceğimizi bilmiyoruz.

Bize hazır programlar planlar çıkarılmış yer söyle deniz diyorsanız beni de gezdirir.

Kendimiz yaptık hazırladık oradan bakarsınız.

Şimdi burası mesela ülkenin en ünlü yerlerinden biri değil.

Ama bu coğrafyanın en ünlü yerlerinden bir tanesi.

Gelmişken görmek gerekiyor.

Bir müzik kutusu müzesini ben de hayatımda ilk defa göreceğim.

Dünyanın en büyük müzik kutusu müzesi.

Bunları satın da alabiliyor musun?

6600 yenmiş.

İyi fiyat.

Yani yaklaşık olarak 40 dolar falan.

Çok güzel binalar var.

İlerleyemiyoruz resmen fotoğraf çekmekten.

Böyle çok peri masalının içindeymişsiniz gibi set yapmışlar.

Köyü çok iyi korumuşlar.

Şurada bir dikkatimi çeken ızgara var.

What is this?

What are you selling?

transcription.speaker 2

Oyster.

transcription.speaker 1

Very nice.

Buradan mı?

transcription.speaker 2

Japonya'dan mı?

transcription.speaker 1

Yok, Hokkaido'dan.

transcription.speaker 4

Yok, Hokkaido'dan.

Başka bir ülke var.

transcription.speaker 1

Rusya için mi?

Belki.

Belki.

Türkiye mi?

İstanbul mu?

transcription.speaker 4

Türkiye hakkında bir şey mi biliyorsun?

transcription.speaker 1

Biraz.

Biraz mı?

transcription.speaker 4

Ne biliyorsun?

İstanbul.

transcription.speaker 1

İstanbul.

transcription.speaker 4

Japonya müziği.

transcription.speaker 1

Japonya müziği.

transcription.speaker 4

Evet.

Eski müziği.

İstanbul'un en sevdiğim müziklerden biri.

Gerçekten mi?

Onun adı ne?

Evet, İstanbul'un adı.

Anladım.

Çocuğum, belki 7-8 yaşında.

transcription.speaker 1

Bir müzik içinde geçiyormuş.

İstanbul'da ismi oradan da biliyormuş aynı zamanda.

Ha neymiş bu müziğin ismi ya bilenler yazsın yoruma.

Burası şey gibi ya film seti gibi yapmışlar çok beğendim.

Böyle küçük küçük iki katlı evler, ahşap binalar, daha sakin bir yaşam.

İnsanlar daha sosyal Tokyo'daki gibi değil mesela.

Hani diyorlardı kırsalın tatlılığı başka diye.

Bak şu an hiçbir fikrim yok biz de rastgele geziyoruz.

Japonya'da bazen kaybolmak lazım.

Bu kent cam işçiliğiyle ünlü.

O yüzden böyle bir dünya dükkan görebiliyorsunuz mesela bir tanesine bakalım.

Böyle hediyelik eşyalar yapıyorlarmış ve satıyorlarmış.

En büyük buranın ürettiği şeylerden biriymiş.

Çok güzel.

Kokusu falan.

Böyle.

Ne yapacağım?

transcription.speaker 2

Sadece yiyeceğim.

transcription.speaker 1

Deniz otu satıyorlar.

Böyle bir mağazası var.

Bunu da tattırıyorlar.

transcription.speaker 2

Çok kötü.

transcription.speaker 1

Çok kötü.

Son yıllarda yediğim en kötü şeydi.

Bir daha bilmediğim bir şey yemeyeceğim.

Tekte attım bir de ağzıma.

Bildiğin ot yedirdiler deniz yosunu ve o kadar kötüydü ki tadı.

Buradan çekiliyoruz.

Burayı beğenmedim, önermiyorum.

Bakılacak bizlik bir şey değil.

Şurada çok tatlı bir bina var.

İçime girelim bakalım neymiş.

Acaba burada ne ilginç, ne satıyorlar?

Çok merak ettim.

Bunların bir tatlısı var meşhur buraya özgü.

Muhtemelen onu satıyorlar da.

Mesela diyor ki bunu havalimanında bulamazsınız diyor.

Bak aldın aldın diyor.

Buraya özgüymüş.

Böyle jöleye benzeyen bir tatlı gibi mağazası.

Bu şekilde güzel yapmışlar ama gerçekten tatlı konusunda bu zamana kadar tadıp da beğendiğim tek şey 7-11'de satılan muzlu kek oldu.

Yalan söylemeyeyim.

Burada sanki çok Çinli de var turist.

Ama o kadar güzel dükkanlar var ki bakın çok beğendim ben burayı ya.

İyi ki geldik.

Onlardan bir tanesi de.

Maça çayına bayılıyorlar.

Zaten Japonlar sudan çok çay içiyorlarmış.

Bu da onların dükkanlarından bir tanesi.

Gelmişken gösterelim.

Maça hastaları vardır tabii ki aramızda.

Soğuk, sıcak, tatlısına kadar var burada.

Şöyle bir mekan.

Düşün şuradan makaronlarını yapmışlar mesela.

Burada kurabiyeleri var.

Burada da yine kurabiyeleri yapmışlar.

Hepsini maçadan yapıyorlar.

Çok seviyorlar maçayı.

Burası dondurma kısmıymış.

Maçadan yapılıyormuş.

Nasıl dondurma o ya?

Anlamadım ki.

Yani bence sadece dondurma şekli veriyor.

Soğuk değil gibi.

transcription.speaker 4

Bakalım.

transcription.speaker 1

Kopmadı ya kız.

Arigatou gozaimasu.

Ölüyorlar bunun için, ölüyorlar.

Baksana fotoğraf çektirirken sıraya giriyorlar.

Evet, matcha dondurması yiyoruz.

Matcha dondurmasız güne başlayamıyorum.

Elim ayağım titriyor Japonya'da.

Annem zaten bizi küçükken hep okula gönderirken besleme çantamıza matcha dondurması, sashimi, ebi nigiri, kobe eti hep böyle gönderirdi.

Aa soğukmuş.

Maçaya oldum olası sevmedim ya.

Gerçekten.

Bunu nasıl çok seviyorlar?

Tamam sağlıklı biliyorum ama yemin ederim görüntüsü antep fıstıklı dondurma.

İçi

Japonya'da yediğim en kötü şeylerden biri olabilir.

Yani ayarlasam bu kadar denk gelmez.

Günlerdir Japonya'dayım.

Japon mutfağını çok severim.

Etinden tavuğunu, su şişesini her şeyini anlattım size.

Ama bugün iki şey tattırırlar şurada.

İkisi de çok kötüydü.

Tamamen şanssızlık.

Japonya böyle bir yer değil gerçekten.

Şu ana kadar tattığım şeyler ilginç yani sadece.

Artık fanteziye kaçıyorum çünkü.

Kötüydü.

Bizde yalan yok.

Ne hissediyorsak o. Böyle kavun yiyeceğim artık ya.

Bakalım inşallah kavunu güzeldir.

Şurada bakın dünyanın en pahalı kavunlarını görüyorsunuz.

Şunun dilimi 6 dolar.

Genelde kavunların da tanesi 40 dolar civarında olur.

Buradan bir meşhur Japon kavunu tadalım.

Şu anda dünyanın en pahalı kavununu yiyorum.

Madem Japonya'nın en iyi olduğunu iddia ettiği şey kavunu.

Şu 10 dolar sadece.

Bütün kavunu alsaydık da 40 dolar civarındaydı.

İki farklı kavunları var.

Yeşil ve sarı.

Önce bir yeşili tadıyorum.

Artık bu güzel çıksın ya.

Şerbet gibi, içine şeker atılmış gibi.

Bizdekinden hiçbir farkı yok.

Turuncu kabunları.

Bak bu çok güzel.

Bu kadar şekerli kavun yememiştim.

Çok lezzetli.

Her ne kadar şu kadarcık şey 10 dolar olsa da.

Buranın cheese keki ünlüymüş.

Bir de bunu tadalım.

Japonya'daki sokak lezzetleri gibi oldu bu bölüm ama bunları deneyimlemek ve göstermek istiyorum.

Burası da en ünlü mekan.

Gel bakalım.

Burası ilk katı mağaza kısmı, üst katı da kafe kısmıymış.

Böyle paketlerde de satıyorlar galiba.

Ooo bak karşıda yapıyorlar.

Bak şu şekil tatlıları çok meşhur oluyor.

Yuvarlak arada kreması gibi var ya.

Rulo pasta gibi.

Bunu çok seviyorlar Japonya'da ve lezzetli olur.

Buranın bir tatlısını yiyelim merak ettim.

Çünkü birçok forum da burayı önermiş.

Burası kentin en eski mekanlarından, restoranlarından bir tanesi.

Tatlısıyla ünlü kapıda da sıra bekliyorsunuz.

Güzel, temiz, tarihi bir yer.

Çok huzurlu, keyifli.

Ve burada cheesecake yiyeceğiz.

Şöyle cheesecake getirirler.

Yani burada cheesecake yiyeceğimi hiç tahmin etmezdim.

Yanında da kahveyle yaklaşık olarak 8 dolar falan ödüyorsunuz.

Çok güzel.

Bir şeyi fazla.

Ne olduğunu anlayamadım.

Ama güzel.

Bunu beğendim.

Şöyle bir de kahve söyledik.

Ben burayı çok beğendim.

Böyle küçük yerleri gezmek daha keyifli.

Topkada falan bir yerden bir yere gitmek ölüm.

Metroya binmek ölüm.

Ama burada iki sokak geziyorsun.

Japonya'yı daha sindirerek, dolaşarak, özümseyerek birazcık daha sakin bir şekilde keşfedebiliyorsun.

Kahvesi de güzelmiş.

Afiyet olsun.

Burayı gezerken ne hissettim biliyor musunuz?

Böyle karakteristik yapay bir kasaba yapmışlar gibi.

Yani bu gördüğünüz bütün binalar sanki sonradan yapılmış.

Fotoğraf, video çekmek için bir tasarım yapay köyü gibi olmuş.

Küçük bir Disney Land yapmış gibiler.

Onu hissediyorsunuz.

Her binanın, her sokağın bir karakteri var.

Ve buna özgü yapılar yapmışlar.

İçinde kimisi farklı bir kafe, kimi ayrı bir restoran.

O yüzden her yerde bir sıra kalabalık görüyorsunuz.

Çok güzel.

Yabancıda çok fazla yerli Japonlar da var buraya turist olarak gelmiş.

Mesela baksanıza şu binanın güzelliğine.

Hiç Japonya'daki bir mimari yapıya benzemiyor.

Bak mesela Hello Kitty Cafe yapmışlar.

Bu da onlardan bir tanesi.

Tasarım kafeler.

Çok başka şeyler ya.

Yani ne yaptıklarını anlayamıyorsunuz.

Başka bir gezegende yaşayan insanlar çünkü.

Hiç bizim gibi değiller.

Selamları, yaklaşımları, bakış açıları, hayat tarzları tamamen farklı ya.

Burası da Hello Kitty kafesi.

Böyle bunun hediyelik eşyalarını alabiliyorsunuz.

Ne ararsanız yapmışlar baksana.

Bak burada da bir şey var mesela.

Baya bir insan şu binanın içine giriyordu.

Vay!

Güzel bir yer.

Bakar mısın ya Harry Potter seti gibi.

Ben hiç böyle bir kasaba beklemiyordum.

Şu ana kadar çok beğendim.

Çizgi film gibi.

Evet şimdi oldum.

Size ilk gösterdiğim yer müzik kutusu müzesinin küçük bir noktasıymış.

Asıl müzik kutusu müzesi burasıymış.

Burada gördüğünüz her şey müzik kutusu ve isterseniz bunları satın alabiliyorsunuz.

Belli zaten çok özel bir yer olduğunu ilk girdiğiniz anda anlıyorsunuz.

Şahane bir yer.

Neyin müziği bu?

transcription.speaker 3

Harry Potter.

transcription.speaker 1

100 dolar yaklaşık olarak şu hediyelik eşya.

İçeride 5-10 bin dolarlık müzik kutuları vardı.

Dokunmaktayı yasaktı.

Bunun da hastaları, bunun da hayranları, fanları vardır.

Ama en azından dünyanın en büyük müzik kutusu, müzesi nerede diye bundan sonra size birisi sorarsa Japonya'nın Otaru kentinde olduğunu söyleyebilirsiniz.

Böyle bir yerdi.

Şimdi yine burada çarşılar, pazarlar var.

Onlara doğru dolaşıyoruz.

Şu ana kadar hani bu Japonya geziminde sokaklarında dolaşıp kendimi kaybedip keyif alarak huzurla dolaştığım en iyi yerlerden bir tanesi burası oldu.

Şöyle bir tane dükkan gördüm.

Çok güzel kokular vardı.

Hokkaido Wagyu eti yapıyor.

Bakın bu bir et arkadaşlar.

Cam gibi.

Mermer gibi.

Bunu da yaklaşık 12-13 dolara satıyorlar.

Oldukça pahalı.

Sınırsızlarını biz 30 dolara falan yiyorduk.

Benzer restoranlarda göstermiştim ama burada da elinize çöp şiş alır gibi Wagyu eti yiyerek etrafa bakıp turist keyfi yapabiliyorsunuz.

Burada da yine Wagyu eti satıyorlar.

Şurada köfte gibi bir şey var.

Şu tavuk.

transcription.speaker 3

Bu ahtapot topları.

transcription.speaker 1

Bu da upuzun patates.

transcription.speaker 3

Şuna bakın.

transcription.speaker 1

Ülkedeki balık bolluğuna bakın.

Sıradan bir nehirde balıklar suyun üstünde dolaşıyor.

Şurada bakın görüyor musunuz?

Buralarda da var.

Bir sürü.

Şehrin içinden böyle bir kanal geçiyor.

Bir böyle ses duyduk.

Balık sesi gibi.

Meğer gerçekten de balıkmış.

Bu şekilde yaşıyorlar.

Şuradaki kanallar bölgesine doğru gidelim bakalım.

Baya bir insan oraya doğru gidiyordu.

Pazarlar falan varmış.

Orada bir de yemek yeriz.

Kanallar çarpıştı.

24 derece bir hava var.

Güzel bir sonbahar gününde buranın en tatlı kanallar bölgesine geldik şimdi.

Avrupa'daki birçok yeri hatırlattı bana.

Fransa'da, Belçika'da gördüğümüz o güzel köyler var ya onlar gibi.

Evlerin etrafını sarmalayan sarmaşıklar var.

Böyle bir kanal bölgesini görüyorsunuz.

Kordon diyebileceğim nehir kenarından da böyle yukarıya doğru yürüyebiliyorsunuz.

Güzel ve huzurlu bir yere benziyor.

Bunu ağaç sandım.

Çok güzel kamufle olmuş.

Arigato gozaimasu.

İnsanların ödünü aldı.

Türkiye.

transcription.speaker 4

Turkish, İstanbul.

Good relationship.

transcription.speaker 1

Japan-Turkey brothers.

Arigato gozaimasu.

Have a nice day.

Bye bye.

Bye bye.

Çok mutlular ya hep gülüyorlar.

Japonlar ve Türkler kardeştir diyor bir Japon kardeşimiz sokak sanatçısı.

Burada bizi seviyorlar.

Türk olduğunuzu söylediğinizde anladıkları zaman direkt böyle bir biz kardeşiz mesajını veriyorlar.

Zaten güzel insanlar asla zarar gelmez.

Şurada var ya çantanı telefonunu bırak kimse çalmaz.

Kimseden bir şiddet göremezsin.

Günlerdir buradayız ve birçok kez buraya gelmeme rağmen bir tane tartışan yüksek sesle dahi kavga eden

Birini görmedim.

İnsanların kibarlığı, nezaketi, zarifliği, saygısı o sürekli şöyle eğilmeleri bile istemsizce size geçiyor ve bütün sinirleriniz düşüyor abi.

Kendini germiyorsun.

Stese girmiyorsun.

O yüzden güzel insanlar, güzel ülke.

Bence hayatınız boyunca kesinlikle yine söylüyorum Japonya'yı bir kere görün.

Gezilecek yerlerin falan geçtim sırf bunu tecrübe etmek için.

Bakın şimdi kordon kısmına geldik.

Acaba kordondan körfez nasıl görünüyor diye merak ettik.

Şu çizgiyi görüyor musunuz?

Denizin ortasına duvar örmüşler.

Karşıda şu hatta bakın.

Ve burada tam olarak burada tsunami oldu mu bilmiyorum.

Bu kıyıları vurdu mu emin değilim ama biliyorsunuz Japonya'daki tsunami'ler olduğunda depremlerden sonra buralara bu körfezlere, kentlere, kasabalara o tsunami'nin dalgaları giriyordu.

O büyük setlere rağmen aşıyordu.

Bu da onlardan bir tanesiydi.

En ilginci ne biliyor musunuz takdir ettiğim bu kadar dibi görmüş 2.

Dünya Savaşı'nda bu 10 yıllık kısacık süreçte Japon mucizesini hayata geçirmiş bir Japonya'da

Doğanın en büyük felaketlerinden bir tanesi olan depreme karşı 1500'den fazla deprem oluyor düşünsenize.

Bu önlemleri alabiliyor olmaları.

Japonya yerine başka bir ülkede bu kadar deprem olsaydı taş üstünde taş kalmazdı.

O kadar iyi mühendislikleri var ki binalarının 9 şiddetine kadar çoğu bina hasar görmüyor gökdelenler özellikle.

Ve körfezlerin de limanların da bu şekildeki setlerle engellemeye çalışıyorlarmış dalgalar içeriye giremesin diye.

Eğitimli adamlar, akıllı adamlar, eğitime ve bilime önem veren adamlar o yüzden dünyanın bu kadar büyük markalarını çıkartıyorlar.

6 trilyon dolarlık bir gayri safi milli hasılaları var ve deprem konusunda da böyle önlemler alıp insanların haklarını, canlarını korumaya çalışıyorlar.

Darısı diğer bu konuda mücadele vermeye çalışan ülkelerin başına.

İşte buralarda denizlere açıldıkları tekneler bu şekilde.

Böyle 5-10 metrelik küçük tek katlı minik balıkçı tekneleri de var.

Balıkçı tekneleri olduğunu düşünüyorum.

Japonya'daki kırsalda böyle bir ambiyans görmüş olduk.

Mesela şu shake diye bir tekne ne işe yarıyor mesela şu ışıklar?

Bu lamba gayi olmasın?

Nasıl ışık mı yakıyor?

Balığı öyle mi tutuyor etrafında?

transcription.speaker 2

Lamba gayi olsa da lambaları biz su içine yakıyoruz.

transcription.speaker 1

Mesela ağa yok.

Acaba ne teknezi?

Bilen varsa yazsın yorumlara biz anlayamadık.

Böyle nehrin kenarından yürümek şu an çok keyifli.

Dolaşa dolaşa etrafa bakınıyoruz.

Şimdi insan Japonya'da hep böyle gökdelenler, plazalar işte uçan arabalar hayal ediyor değil mi?

Aslında Japonya küçük bir köy.

Yani bunu birçok burada yaşayan insan da söylüyor.

Mesela insanların yaşadıkları evler bakın mimari olarak böyle dışarıdan baktığınızda Albany anlamındaki o işte Belçika'daki, Almanya'daki, Hollanda'daki tasarım güzelliği yok buralarda.

Çok standart, basit evlerde yaşıyorlar ve küçücük evler bu arada.

Ve genelde de 2 katlı 3 katlı oluyor.

Yani o hayal ettiğiniz aslında Japonya'nın tam tersini şu an arkamdaki karede görüyorsunuz.

Tabii ki Tokyo'da Osaka'da devasa gökdelenler var bunları gösterdim ama gerçek anlamda kırsalında yaşayan insanların evleri bu şekilde Japonya'da.

Eski bir tren yolunun olduğu yerden şu an yürüyüş yapıyoruz.

Böyle hiçbir şey bilmeden kaybola kaybola etrafa bakınıyoruz.

Karga seslerini dinleyerek.

Susmuyorlar.

Ne diyor?

Duydun mu karga?

transcription.speaker 4

Dışarı bak.

transcription.speaker 1

Kanala abone olup bildirimleri açmayı unutmayın diyor.

Yemek yemeye gidiyoruz.

Birazcık yorulduk.

Bir buçuk saattir falan yürüyoruz.

Şimdi güzel bir artık deniz mahsulü yiyelim.

Madem deniz kenarındaki bir kentteyiz.

Buranın da deniz mahsulünü yemek lazım.

Sabah size bahsettiğim suşiciler mahallesine geldik.

Madem okyanus kenarındayız bir de buranın suşisini deneyelim.

Bu kadar övmüşler.

Şöyle izle bir yerden şu anda yürüyoruz.

Hiç kimse yok.

Gördüğünüz gibi burada suşi yiyeceğiz.

Çok sakin bir mahallenin içerisinde bir suşinin peşindeyiz.

Bakalım dedikleri kadar var mı?

Şu ana kadar zaten hiç kötü suşi yemedik.

Dünyanın suşi ülkesi.

En iyileri burada ama buranın da ben güzel çıkacağına eminim.

Bir suşinin peşinde.

Bak.

Tabelası bile İngilizce değil.

Menüsü de İngilizce olmayacak.

Umarım kredi kartı geçiyordur.

Gel.

Hello.

Hi.

Bu konsepte hiç yemek yemedik.

İlk defa yiyoruz.

Tam Japonya şu an biliyor musun?

Hani Kyoto'da falan ben size önceki yıllarda göstermiştim.

Böyle hasırdan zeminler, ahşaptan binalar.

Küçük alçak masalarda böyle bir ambiyansla Japonya'da yemek yiyeceğiz.

Yolda gördünüz çok iz ve bir yere geldik.

Ve o yüzden hiç İngilizce bir şey yazmıyor.

Latince hiçbir şey yok.

Japonca çözeceğiz.

Teyzem sıcak havlu getirdi.

transcription.speaker 2

Maça mı?

transcription.speaker 1

Bu ne?

Tee mi?

Tee, Maça Tee.

Sıcak, soğuk havlular.

Yemekten önce bir kendinize geliyorsunuz.

Bizde bu niye yok mesela?

Çok basit de bir şey halbuki.

Islak mendilden bin kat daha geri dönüşümlü ve daha sağlıklı.

Şöyle bir şey getirdi ablam.

Yeşil çay.

Şöyle bir çorba geldi miso çorbası.

Soyadan yapılıyor.

Niye sen bunu sevmedin mi Şafak?

Beğendin mi?

Ha tarhana ha miso çorbası.

Aynı işte lezzet olarak.

Sonuçta burada her şey daha tazedir.

transcription.speaker 2

Balığın tipi daha farklı yalnız.

Değil mi?

transcription.speaker 1

Bak dışındaki şey görüyor musun?

Ooo çok taze görünüyor ama.

Şöyle.

Sushi seviyorsanız dünyanın en güzel ülkesi.

Dokunan.

Tap taze.

Bunlar orkinoslar.

Şöyle.

Altında da böyle pirinç var.

Somon harikaydı.

Bakalım bu nasıl.

Bu da çok güzel.

Zencefil var.

Tap taze.

Şu an resmen sushi'yi yerinde yiyoruz.

Çok iyi.

Harikaydı.

Bundan daha biz 20 tane söyleriz.

Afiyet olsun.

Yine trenle Sapporo'ya geri dönüyoruz böyle.

İş çıkışı saati herkes uyuyor.

Ayakta uyuyanlar gördüm ayakta.

Bak şu soldaki kıza bakın köşede ayakta uyuyor.

Çok ilginç.

İş çıkışı saati.

Bakalım nasılmış iş çıkışında buralar.

Valla kız bütün yol uyudu.

Ayakta uyudu.

Hayatımda ilk defa ayakta uyuyan birini gördüm bu kadar uzun süre.

Alışmışlar artık.

Tam iş çıkışı saati 6 civarı akın akın insanlar koşturuyorlar.

Allah Allah Allah Allah.

Herkes bir yere koşturuyor.

Nasıl çıkacağız?

Şuna bak nereden çıkıyorduk.

Kaosa bak.

İnsanlar bildiğin koşturuyorlar şu anda.

İşte huzurlarınızda Japonya'da bir iş çıkışı saati.

Ki burası Tokyo bile değil küçük bir yer ona rağmen.

Ama her şey İngilizce olmuş.

Yani her şeyi hem Japonca hem İngilizce yapıyorlar.

Önceden geldiğimde bu kadar çok İngilizce yaygın değildi.

Resmen akıntıya sürüklenip gidiyorsunuz.

Şuradan gidelim Şapak gel.

Şimdi Sapporo'ya tekrar geri döndük.

Buranın en büyük kentindeyiz.

Ama burası aslında bir kış kenti.

Şubatta festivaller oluyor ve çok yoğun bir turizm oluyor.

1960'larda burada festival düzenlenmiş olimpiyatlar.

O yüzden çok sonra ün yapmış.

Bütün kentin altını da yer altı geçitleriyle bağlamışlar.

Aslında şu an yerin altındayız ve bunun gibi bir dünya kat var.

Metroları böyle bu şekilde alışveriş merkezlerinin içerisinden geçirerek yaymışlar.

Hem kentin içerisinde hem de şehirler arasında bir şekilde bağlanıp buralara gelebiliyorsunuz.

Yani bu kentin bir bu kadar da yerin altında var derler ya.

İşte Sapporo'da öyle bir yer.

Şimdi kentin merkezine metro ile gideceğiz.

Az önceki geldiğimiz şehirler arası trenden aktarmamızı yaptık.

Çok kolay iki durak sonra merkezde dolaşmaya başlarız.

Gel bakalım.

İyi ya bayağı çözdük Japonya'daki artık sistemi.

Hem JR olsun hem yerel tren ve metro ağları olsun.

Hepsini biliyorum.

Sizlere de aktardığımı düşünüyorum.

Ulaşım konusunda biraz sıkıntı yaşarsınız Japonya'ya geldiğinizde yine söylüyorum.

Ama belli bir yerden sonra çözdüğünüzde siz de sisteme alışıyorsunuz.

Ve tertemiz, tertemiz, pırıl pırıl.

Bizim gideceğimiz hat Nanboku Line.

Bu tarafta.

Hadi akıntıya devam.

Şimdi metronun olduğu yere geldik.

Dakikalardır yürüyoruz.

Yani düşünün burası 2 milyon kişinin yaşadığı küçük bir yer.

Tokyo'da 35 milyon kişi yaşıyordu.

Dünyanın en büyük metro ağları vardı.

Orası seldi.

Burası bile insanı yorabiliyor.

Japonya'daki en zor şeylerden biri bence şu metrolara kaybolmadan gitmek olsa gerek.

Nanboku Line burası.

Ya var ya umarım...

Ekranlarınızın başında Japonya gezimi beğenmişsinizdir.

Herhalde bir 8 bölüm çektim.

Çok emek de verdim.

Umarım bu zamanda yolculuğu, bu uzak doğunun en sonunu her şeyle size anlatabilmişimdir.

Benim için de çok güzel bir tecrübe oluyor.

Şurada sere kapılmaktan bile keyif alıyorum.

Geldi metromuz.

Sadece iki duraktı.

Basitti.

Hızlı bir şekilde gelebiliyorsunuz.

Kitap okuyanlar da var tabii.

Metrolarda.

Ama bir şey dikkatimi çekiyor.

Japonca kitaplar dik yazılıyor ya.

Bunların alfabe sistemi, okuma sistemi dik şekilde.

Ama mesela telefon kullanıyorlar yatay.

Bu nasıl oluyor?

Yani Japonca bilen varsa bir açıklar mı yorumlarda?

Merak ediyorum.

Düşünsenize hani okuduğunuz kitap sağdan soldan olmasını geçtim kelimelerin.

Ama aynı zamanda dik oluyor.

Çok karmaşık geliyor bana.

Zaten dünyada bildiğim kadarıyla öğrenmesi zor dillerden bir tanesi.

Çinceyle beraber bizler için.

Ana durağa geldik.

Şimdi akşam biraz burada dolaşırız.

Biraz yemek falan yeriz.

Artık günün yorgunluğuna atarız.

Bir şekilde var ya yolumuz hep buraya çıkıyor.

Geçen gün de göstermiştim size burayı.

Yine aynı yerden metreden çıkmayı başardık.

Ya istemsizce oluyor ya da gerçekten burası merkez noktası.

Yine akşam cıvıl cıvıl.

Yaki tori tight.

Ten piece.

Ten piece.

Bak şu anda yerin altında bir yerdeyiz.

Resmen mamadayız.

transcription.speaker 3

Şabak nasıl ortam?

transcription.speaker 1

Her yerde bir şey var.

Her yerde yani istisnas yemek yiyecek bir yer buluyorsunuz.

Gecenin saat kaçı?

Ve şu anda geldiğimiz mekan bir yakitorici yani tavukçu.

Gece bunlar ızgarada tavuk yapıyorlar ve chicken tight yiyeceğiz.

Tavuk butu.

Şöyle mangalda yapıyor.

Böyle ilginç bir yerdeyiz yine.

Bunların hepsini Google Maps'ten buluyorum.

Rastgele araştırıyorum, okuyorum.

Yabancı forumların ödelerini dikkate alıyorum.

Genelde de çok güzel çıkıyor.

Bakalım bu nasıl çıkacak?

Bunun da fiyatı genelde 2 tane şiş 250 yen.

Yani yaklaşık olarak 1.8 dolar gibi düşünebilirsiniz.

Ortamda bu şekilde küçücük bir dükkan.

Toplasanız 10 kişi anca yemek yer.

Şu an yerin dibinde şöyle bildiğin mangalda Japonya'da tavuk yaptırdık.

Izgarada.

Kömürde yapıyor.

Ve bence dünyanın en iyi tavukları Japonya'da.

transcription.speaker 2

Bunu var ya gece gündüz yerim.

transcription.speaker 1

Bizim nasıl gece kokoreççimiz var.

Onların da böyle yakitoricileri, tavukçuları var.

Harika.

Bir Türk'ün şu tavuğu beğenmeme ihtimali yok Japonya'da.

transcription.speaker 2

Muhteşem.

transcription.speaker 1

Ve Japonya gezimin özetine hazır mıyız?

Şimdi böyle bir arkanıza yaslanın.

Size harika bir Japonya planı yapacağım.

Yorucu geçen günlerin ve yolculukların ardına size söz verdiğim gibi Japonya'ya dair bildiklerimi videonun ve bu gezimin sonunda aktaracağımı söylemiştim.

İyi güzel de bir gün olur da Denizciğim biz de Japonya'ya gelmek istiyoruz.

Nereye nasıl gideriz?

Nasıl bir rota çıkartırız?

Hani sen bize balide yapmıştın ya benzerini aynısından Japonya'da da yapar mısın diyordunuz.

Instagram bir hayalim peşinde hesabımda o kadar çok soru geldi ki o zaman madem çok istediniz ben de sizlere hızlı bir Japonya gezi yapacağım.

Hadi şöyle bir arkanıza yaslanın videonun kapanışına doğru bir de bakalım sizler Japonya'ya gelecek olursanız neleri bilmelisiniz benden böyle satır satır dinleyin.

Ülkenin en büyük kenti Tokyo'dan itibaren bir yolculuğumuza başlayalım.

Önce iki durak söyleyeceğim sizlere.

Bir tanesi Tokyo, bir tanesi Osaka.

Buraya direkt uçak bulmak daha kolay oluyor.

İkisinin de arasında Shinkansen trenleriyle ya da otobüslerle ulaşımınızı sağlayabiliyorsunuz.

Osaka'ya kadar gelmişseniz şöyle bir artık haritayı karşımıza alalım ve haritayı böyle ikiye ayıralım.

Kuzeyi ve güneyi olarak.

Osaka'da tam merkezi olsun.

Buradan aşağıya kadar olan en ünlü yeri Himeji ve Hiroshima'dır.

Çok rahat bir şekilde buralara da trenlerle, otobüslerle gidebilirsiniz.

Hiroshima ile Himeji'ye de iki gün ayırsanız yeterli.

Osaka'yı merkeze aldığınızda ise Kobe, Nara, Kyoto gibi en önemli yerleri göreceksiniz.

Kyoto atom bombasının düşmediği nadir güzelliklerde bir Japonya izlerini bulabileceğiniz en tarihi eski bir başkenti olduğu için en az 2 gün ayırmanız lazım.

2000'den fazla tapınak var.

Önceliklendirmelisiniz.

Ki ben bunların hepsini daha önceki Japonya bölümlerinde sizlere bir gezi sıralaması olarak playlist olarak açıklamaya bırakacağım.

Oradan bakın.

Çünkü nerede?

Hani şehirleri söylerim ama orada çok besledim ben.

Bir dünya videolar yaptım.

Onları da izlerseniz bu yolculuklarımın hepsinin özetini görürsünüz.

Osaka'da ise birazcık daha Japonya'nın rahatlığını görebileceğiniz gece hayatı ve alışveriş merkezleriyle ünlü bir merkez olarak düşünün.

Buraya yakın dünyaca ünlü Kobe bölgesinde gidip Kobe eti yiyebilirsiniz.

Daha çok Kobe'ye sırf bunun için gidiyor insanlarımız.

Nara kentine de gidip bu kadim bölgeyi, kadim coğrafyayı keşfedebilirsiniz.

Sonra sıra geldi nereye?

Tabii ki en önemli kentinin Tokyo'ya.

35 milyon kişinin yaşadığı bu dünyanın en büyük metropolini gezmeye.

Bir ayda ayırsanız yetmeyebilir.

Bir hafta belki de orta karar gelir.

Ama genelde 3-4 günde birçoğumuz Tokyo'yu gezip tadını alabiliyoruz.

Çünkü belli bir yerden sonra çok yorucu olabiliyor.

Ve akabinde ise benim size bu yolculuklarımda çokça gösterdiğim Sapporo yani Hokkaido adasına dair tabii ki birazcık daha kırsalı görmek ve böyle tren yolculukları yapalım, köyleri görelim, kışın gidiyorsa kar festivallerini ziyaret edelim diyorsanız 2-3 gün ayıracağınız coğrafya olduğunu söyleyebilirim.

Yani Japonya'yı tam anlamıyla gezmek için haftalar yetmese de bence 2 hafta maksimum yeterli olacaktır.

Hatta 2 haftanın içerisine 2-3 günde belki Kore'yi koyabilirsiniz ki o da vizesiz.

O yüzden Japonya'da böyle bir rota izlediğinizde mutlu bir şekilde ayrılacağınızı tahmin ediyorum.

Genelde de günde 100-150 dolara çok rahat Japonya'yı gezebilirsiniz.

Fiyatları zaten kaç videomda anlattım.

Sınırsız et yedik, 1000 lira falan verdik Wagyu eti.

Tabii ki Kobe eti her gün yemedik.

Yani Kobe eti yerseniz kişi başı her gün 150 dolar da harcarsınız ama o birkaç kez yapılacak bir tecrübe sonuçta ve zaten Japonlar için de çok ama çok pahalı bir şey Kobe eti.

İçeceklerin fiyatlarını gösterdim.

Otelleri gösterdim.

Yani birçok yerde 2 kişi 100 dolara çok güzel bir otelde kalabiliyorsunuz.

Tokyo hariç.

Tokyo birazcık daha pahalı olabiliyor.

Gittiğiniz mevsime oradaki festival dönemlerine göre de pek tabii ki değişebilir ama genelde bu Japonya için yeterli oluyor.

Ulaşım konusunda iç hat uçuşları, otobüsleri zaten genel dünya standartlarında ama dünyanın en hızlı trenleriyle gitseniz bile öyle afaki bir para ödemiyorsunuz.

Ona da şinkansen trenleri deniyor.

Bin kere de anlattım önceki bölümlerde.

İzlerseniz çok rahat bir şekilde Japonya'nın en başından en sonuna kadar gezebilirsiniz.

Japonya'ya dair ben bildiklerimi anlattığımı düşünüyorum.

Çok güzel bir yolculuk, çok yoruldum.

Aslında bayağıdır da dinleniyorum ve önümüzdeki günlerde çok çılgın bir kıtaya yolculuğum başlayacak ama sizlerden böyle çok talep geldiği için ben de cevapsız bırakmak istemedim.

Bazen bu videoları yapmak, yolculuk etmek, sürekli çantayla bir yerden bir yere gidip yaşamak ve bir yandan bu işi yapmak çok zor olabiliyor.

Takdir ederseniz ki bu işi yapan birçok insan zaten bıraktı.

Benim hala motivasyonum nasıl var?

10 yıldır bu işi yapıyorum.

Bir yandan sürekli gez, bir yandan çek, kurgula derken sürdürebiliyorum bilmiyorum ama sanırım seviyorum.

O yüzden bu yolculuklarımda sizlerin de bana verebileceğiniz en büyük motivasyon ki zaten bu olmasaydı ben bu işi çoktan bırakırdım, yapmazdım.

bu iş sürdürülebilir bir iş değil.

Herhalde bir taraftan besleyen bizi de bir sevgi ve bu işi yaptığımız o hani takdir görme olayı var ya Türkiye'den çok az kişiyiz bunu yapan ve insanların sizi sevmesi birazcık daha bence gönül bağı anlamında insanı besleyen bir detay.

O yüzden sizlerin bizim videolarımızı beğenmeniz, güzel yorumlarınız, enerjiniz bize de geçiyor.

Birazcık yorulduktan sonra herhalde içimi dökmek istedim ama bu yorgunluğu çok seviyorum.

En azından gittiğim yerlerde sizlere de denk geldiğimde hepinizin o işte o

sevgisi ve Deniz ya biz de senden gördük gezdik demesi bizim en büyük motivasyonlarımızdan bir tanesi.

O yüzden Japonya dair ne bildiysem size aktarmamdaki en büyük temel motivasyon buydu.

Sizler çok istediniz.

Ben de böyle bir en son bir özeti yapayım dedim.

Kalbi olarak da içimden geldiği için.

Umarım faydalı olmuştur.

Umarım Japonya'ya gitmek isteyenler küçücük de olsun bir kıvılcımı bu videolardan almışlardır.

Önümüzdeki günlerde yeni kıtada yeni maceralarla yolculuğumuza devam edeceğiz.

İzlediğiniz için teşekkürler.

Ben Deniz Pehlivan.

Bir sonraki bölümde dünyanın herhangi bir yerinde görüşmek üzere.

transcription.speaker 3

Hoşçakalın.